17 Ağustos 1999 tarihinde Marmara'da yaşanan felaket ertesi İnşaat
Mühendisleri Odası yetkilisi arkadaşlarla İzmir'den Gölcük'e gidişimizi
unutamam. Durakladığımız yerlerde rastladığımız vatandaşlarımızın
çay içmeye bile canları çekmiyordu. Öylesine bir kasvet çökmüştü
güzelim ülkemizin üzerine.
Şoku atlattıktan sonra yaraları sarmak amacıyla bir atılım başladı.
Bakanlıklar, yerel yönetimler, üniversiteler, meslek odaları belki
ilk kez ortak bir çözüm arayışına girişti. Gazete ve TV'lerin
de etkisiyle geniş kitleler, depremlerin nedenleri, afet yönetimi,
afetlere karşı alınacak önlemler, yapı denetimi, niteliksiz yapıların
güçlendirilmesi, deprem sigortası gibi konularda düşünmeye başladı.
İşler eskisi gibi gitmeyecek diye umutlanmıştık. Yanılmışız!
Olayın izleri silinmeye başlayınca neredeyse başladığımız noktaya
döndük. Her şeyden önce Türkiye Afet Yönetimi Genel Müdürlüğü
işlevsiz kaldı. Böylece, merkezi yönetimin yerel yönetimlerle
eşgüdüm sağlama hedefi havada kaldı. Halkı mahalle çerçevesinde
bilinçlendirme girişimleri etkisini yitirdi.
Yapı Denetim yasası, birçok eksik içermesine karşın hala ancak
19 ilde uygulanıyor. Yaygınlaşamadı.
Depremlere karşı kamunun elindeki kaynakları güçlendirmek amacıyla
öngörülen Deprem sigortası (DASK) yasa ile desteklenmedi.. Önem
verilmediği için ülke çapında uygulama oranı yüzde 10 düzeyinde
kaldı.
Mühendislik hizmeti görmemiş tehlikeli yapıların güçlendirilmesi
yönünde adımlar atılmadı. Bu konuda, ekonomik, uygulanabilir çözümlerin
hayata geçirilmesi desteklenmedi.
Tüm bu kayıtsızlığın adeta bir göstergesi olarak, bilimsel bir
yaklaşımı hedefleyen Deprem Konseyi dağıtıldı. Yerine başka bir
oluşum konmadı.
Kaderciliğin
hâkimiyeti
Neden böyle oldu? Neden düzgün bir denetimden
vazgeçildi?
Çünkü, siyasi ortama koyu bir kadercilik hâkim oldu. Bilim ve
teknik yerine hurafeler önem kazanmaya başladı.
Çünkü, göreve, işe uygun kişiler değil, cemaate uygun kişiler
getirildi. Ortak çözüm arama heyecanı yok oldu.
Çünkü, siyasi ve ekonomik rant çevrelerinin baskılarına boyun
eğildi. Bilimsel gerçeklerin yerini rant kaygıları aldı.
Kayıtsızlığın nedenlerinin gerisinde yatan gerçekleri uzatmak
mümkün. Önemli olan acil eylem planı yapılması ve bunun hayata
geçirilmesi..
Eylem
planı
İşe,
eşgüdümü sağlayacak "Deprem Konseyi"ni canlandırmakla
başlamalı ve kadercilik yerine bilimin hâkimiyeti sağlanmalıdır.
Sivil Savunma Genel Müdürlüğü ile Afet İşleri Genel Müdürlüğü
yerine yasa ile kurulan "Afet ve Acil Durum Yönetimi Genel
Müdürlüğü", adam kayırma merkezi olmamalıdır.
Yapı denetim sisteminin kapsamını Anadolu'ya yaymak uygun olacaktır.
Ayrıca, Bakanlık bünyesinde yapı denetim konusunu esas alan
bir genel müdürlük oluşturulmalıdır. Bu genel müdürlüğe bağlı
olarak, il ve ilçelerde belediyelerin, meslek odalarının ve
denetim kuruluşlarının da katılacağı denetleme komisyonları
kurulmalıdır.
Böylesi yerel bir yapılanma, bürokratik engelleri azaltırken,
yükleniciler ile iş ahlakına aykırı kurulabilecek bazı ilişkileri
de engelleyebilecektir. Bu komisyonlar, bir yandan yapı denetim
kuruluşlarını denetlerken bir yandan da mal sahiplerine bir
sıralama çerçevesinde denetim şirketi seçebilir.
Deprem sigortası yasal bir temele oturtulurken, denetim şirketlerinin
sigortalanacağı bir düzenleme de gereklidir.
Acilen ele alınması gereken bir diğer konu da depreme dayanıksız
yapıların güçlendirilmesidir. Biliyoruz ki, afet öncesi önlemler
için bir birim para harcanıyorsa, önlem alınmazsa afet sonrası
on birim harcanmaktadır. Uygulamadaki mühendislerimizin, ekonomik
ve basitleştirilmiş güçlendirme yöntemleri üzerine üniversitelerimizle
araştırma çalışmalarının desteklenmesi yararlı olacaktır.
Denetim, toplumsal ilerlemenin bir ifadesidir. Yapı denetim
şirketlerinin yaptığı işin, ticari değil kamu yararına bir iş
olduğu bilinmelidir. Konuya kamusal yarar açısından yaklaşmadıkça,
ne kadar yasa çıkarırsak çıkaralım, işe yaramayacak, her afetten
sonra, "devlet nerede" diye bağırmak kaçınılmaz olacaktır.
A.
Muzaffer TUNÇAĞ
İnşaat Yüksek Mühendisi
|