Eski Roma'lı tasarımcı Marcus Vitruvius Pollio, İmparator Augustus'a
adadığı on kitaplık "De Architectura" isimli kitabının
ikincisi, ilkel kerpiç barakaların yapım aşamaları ile başlayarak,
Napoli yakınlarında bulunan volkanik toz olan Pozzolana malzemesi
ve duvar imalatıyla ilgili değişik yöntemlerin anlatımıyla devam
eder [1]. Günümüzde, yapı imalatında kullanılan, dayanımı yüksek
pek çok malzeme ve oldukça elverişli yapı imalat teknikleri
bulunmaktadır. Buna karşın, aktif deprem kuşağı üzerinde olan
ülkemizde oluşan depremlerde yapıların büyük bir kısmı göçmekte,
çok sayıda can ve mal kaybı meydana gelmektedir. Genel bir yaklaşım
olarak, yapılarda, küçük depremlerde hasar olmaması, orta büyüklükteki
bir depremde ise az hasar oluşması beklenmektedir.17 Ağustos
1999 gününde meydana gelen, Richter ölçeğine göre 7.4 büyüklüğündeki
körfez depreminde, resmi açıklamalara göre yaklaşık 17.500 kişi
yaşamını yitirmiş, Dünya Bankası verilerine göre, maddi hasar
ve üretim kaybının parasal değeri, 7.5-12.5 milyar dolar civarına
ulaşmıştır. Bu büyüklükteki bir deprem nedeniyle oluşan can,
mal ve işgücü kayıplarının, gelişmiş diğer ülkelerde oluşan
bu büyüklükteki depremlerin yarattığı kayıplara oranla oldukça
yüksek olduğu görülmektedir. Bu oranlama bile ülkemizdeki yapı
stoğunun, depremlere ne denli hazırlıksız olduğunun bir göstergesi
olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ülkemizde meydana gelen depremler nedeniyle oluşan yapısal hasarların
nedenlerini üç ana grupta toplamak olasıdır. Bu nedenlerin ilki
, deprem hareketi sırasında, üst yapı için uygun davranmayan,
suya doygun killi veya kumlu zeminlerin hakim olduğu yörelerin
iskana açılması, başka bir değişle deprem davranışı açısından
uygun olmayan yörelerde inşaat yapılmasına izin verilmesidir.
Sert zeminlerde, deprem dalgaları hızla ilerlediği için, üzerinde
yapıların bulunduğu ortamı süratle terk etmekte ve daha az yapısal
hasara yol açmaktadır. Alüviyon gibi yumuşak zeminlerde ise
deprem dalgalarının ortamda yayılma hızları daha düşük kalmaktadır.
İkinci neden, yapılardaki tasarım ve üretim hatalarıdır. Tasarım
aşamasında, yapıda oluşturulan düşey ve yatay düzensizlikler;
taşıyıcı sistemdeki süreksizlikler; düşey taşıyıcı elemanların
uzun kenarlarının yapının sadece bir yönünde yerleştirilmesinin
öngörülmesi nedeniyle, diğer yönde daha zayıf yapı rijitliği
meydana getirilmesi; deprem yükleri altında uygun yapısal davranışı
yansıtmayan taşıyıcı sistem modelinin kurularak boyutlama yapılması
en yaygın hatalar olarak karşımıza çıkmaktadır. Deprem etkilerine
karşı koyabilecek uygun tasarım yapılmış olsa bile, imalat aşamasındaki
hatalar nedeniyle, tasarım aşamasında öngörülen yapı üretilememektedir.
Üretim aşamasında, kısa kolon davranışına yol açacak imalatlar;
betonarme taşıyıcılı yapılarda kolon- kiriş birleşim bölgelerinde
etriye sıklaştırmalarının yapılmaması; dayanımı düşük beton
kullanımı ya da beton dökümünden sonra bakımının iyi yapılmaması
yaygın yapılan hatalar olarak karşımıza çıkmaktadır [2],[3].
Deprem etkileri nedeniyle oluşan hasarların nedenlerinin sonuncusu
da denetimsizliktir. Denetimsizlik yapıların inşası ve sonrasında
ortaya çıkmaktadır. Özellikle betonarme taşıyıcılı yapıların
inşası sırasında, projesine uygun donatı ve beton yerleştirilmesinin,
taşıyıcı elemanların en kesit ayrıtlarının ve beton dayanımının
denetlenmesi gerekmektedir. Son yasal uygulamalarla, ülkemizde
pilot olarak seçilen illerde bu denetim yapı denetim firmaları
aracılığı ile yerine getirilmeye çalışılmaktadır. Yapı denetim
firmalarının ülke çapında yaygınlaştırılması, imalat aşamasındaki
denetimin sağlıklı yürümesine yardımcı olabilir. Yapıların tamamlanıp,
yapı kullanma izin belgeleri alındıktan sonra, yapısal davranışı
olumsuz etkileyecek değişikliklere izin verilmemeli bu tadilatlarda
sıkı bir denetime tabi olmalıdır. 1 Ocak 1995 Dinar depreminde,
betonarme taşıyıcılı hasar görmüş pek çok yapıda, sonradan kolonların
kaldırıldığı, özellikle depremin ilk birkaç saniyesi içerisinde
yatay rijitliğine katkı koyan bölme duvarların kaldırıldığı
gözlemlenmiştir [2].
Ülkemiz koşullarına bağlı olarak, deprem nedeniyle oluşan yapısal
hasarları en aza indirgemek amacıyla aşağıdakiler önerilebilir:
1. İmara açılacak yeni yerleşim bölgeleri, şehir bölge planlama
esasları da gözetilerek, deprem riskini azaltacak zeminler üzerindeki
yöreler olmalıdır.
2. Ülke çapında yapı denetim firmaları yaygınlaştırılmalıdır.
3. Yapı stoğunun büyük bir kısmını oluşturan betonarme taşıyıcılı
yapıların imalatında, ülke çapında elle beton dökümü yerine,
kaliteli, denetim mekanizmaları olan hazır beton kullanımı özendirilmelidir.
4. Yerel yönetimler tarafından, halkı deprem konusunda bilinçlendirmeye
yönelik etkinlikler yapılmalıdır.
5. Meslek odaları tarafından düzenlenecek seminerler ve bilimsel
etkinliklerle, depreme dayanıklı yapı tasarımı ve imalatı konusundaki
bilgiler güncellenmelidir.
6. Yapılarda, kaliteli, standartlara uygun yapı malzemelerinin
kullanımı zorunlu hale getirilmeli ve denetlenmelidir.
7. Konut, işyeri, bina vs. alımı sırasında, diğer unsurlarla
birlikte, taşıyıcı sistemin, deprem güvenliği açısından yeterliliğinin
sorgulanması konusunda tüketici bilinçlendirilmeli, tüketicinin
bu aşamada, inşaat mühendisine danışması için mekanizmalar üretilerek
geliştirilmelidir.
8. Olası bir depremden sonra, arama, kurtarma ve barınma gibi
acil gereksinimlerin koordinasyonunu sağlamak amacıyla, yetkili
ve yeterli kişilerden oluşmuş yerel komiteler deprem öncesinden
kurulmalıdır.
Büyük bir bölümü aktif deprem kuşağı üzerinde
olan ülkemizde, olası deprem hasarlarını, can ve mal kayıplarını
en aza indirgemek hepimizin görevi olmalıdır.
KAYNAKLAR
[1] Landels,J.G." Engineering in the Ancient World",1978.
[2] Çatal, H.H., "A report on Dinar Earthquake of 1 October
1995 and response spectra", Engineering Structures, vol.19,
no 7, pp 594-602,1997.
[3] Çatal,H.H."3 Şubat 2002 Sultandağı ve 1 Ekim 1995 Dinar
depremlerinin yapı mühendisliği yönünden kıyaslanması",
DEÜ, Fen ve Mühendislik Dergisi, Cilt:5,sayı:13,2003