Birliğimizin 17 Ağustos 2006 Marmara depreminin yıldönümünde Dünya gazetesinde yayınlanacak olan Bildirisi

İlhami ÜLGER(Mimar)
Yapı Denetim Kuruluşları Birliği
Genel Başkanı

17 Ağustos 1999 depremi üzerinden tamı tamına 7 yıl geçti.Geçen bu süreye baktığımız zaman aslında çok fazla bir şeyin yapılmadığını maalesef görmekteyiz.Oysa bu süre içerisinde taşınan riski en aza indirecek çalışmalar hayata geçirilerek felaketin 7. yılında depreme karşı ne yapılması gerektiğini değil, neleri eksik yaptığımızı tartışmamız gerekirdi.
Halen Ülkemizdeki mevcut yapı stoğu ele alındığında 1999 yılından evvel inşa edilmiş hangi binayı ele alırsanız alın, 1998 Türkiye Deprem Yönetmeliğine göre ‘yetersiz’ yani, depreme karşı güvensiz çıkacaktır. Bunun nedeni, daha önceki 1968 ve 1975 tarihli Yönetmeliklere nazaran, 1998 tarihli Yönetmelikte tarif edilen güvenlik kriterlerinin, daha doğrusu güvenlik çıtalarının çok büyük ölçüde yükseltilmiş olmasıdır. Mühendislerimizin ve akademisyenlerimizin buradan çıkardığı sonuç ve teknik yargı hemen şu olmaktadır: ‘‘Bütün bu binaların seyyanen güçlendirilmesi lazım!’’ Sadece İstanbul’da mevcut yaklaşık 2.5 milyon hanenin güçlendirilmesi için en az 20-25 milyar dolara ve 25-30 yıllık inşaat süresine ihtiyaç vardır. Güçlendirme sırasında evlerin boşaltılma mecburiyetinden kaynaklanacak sorunlar ile, kat maliklerinin anlaşmazlığından çıkacak hukuki sorunlar yumağı da, bu işin tahammül edilemeyen işkence boyutlarıdır. Yani, nereden bakarsanız bakın, ‘güvensiz’ binaları güçlendirmek teşebbüsü rasyonel görülmemektedir.
Başbakanlık istatistikleri esas alınırsa, 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 Kocaeli ve Düzce depremlerinde, konut + işyeri bazında, toplam 854 000 binanın hasar durumu şöyledir: Hiç hasarsız %61.3, az hasarlı %13.7, orta hasarlı %12.3, ağır hasarlı % 6.7 yıkık – ağır hasarlı % 6’dır. Şiddetli bir İstanbul depreminde bu ağır hasarlı göçük bina oranının, en kötümser bir tahminle, yüzde 4 olacağı söylenebilir. Çünkü, İstanbul’un fay hattına uzaklığı Kocaeli’nden daha fazla ve zemini çoğu yerde Adapazarı’ndan, Kocaeli’nden, Yalova’dan ve Gölcük’ten daha sağlamdır.
Göçme riski bulunan binalar belirlenip, sadece bu binalar güçlendirilir, boşaltılır veya iskândan arındırılırsa, İstanbul’da beklenen binde 4 oranlık ölü sayısı, yani 0.004 (12 milyon nüfus) = 48 000 ölüm önlenmiş olacak, teorik olarak kimsenin burnu bile kanamayacaktır. Dolayısı ile yapılması gereken tehlike arz eden yapıların acilen tespit edilerek bunlarla ilgili gereğinin yapılmasıdır.
Bu konuda özellikle İstanbul’da meydana gelecek depremin etkilerini azaltmak, en aza indirmek amacıyla bazı çalışmaların yapıldığını görmekteyiz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Japon İşbirliği ve Kalkınma Ajansı işbirliği ile yürütülen JICA projesi ile il genelinde yapılan mikro bölgeleme risk çalışması ve sonrasında dört üniversitemiz tarafından hazırlanan İstanbul Deprem Master Planı ile İstanbul’un taşıdığı deprem riskine dair alınacak tedbirler ifade edilmiştir. Her iki çalışma da bizce çok önemli olup Master Planın öngördüğü düzenlemelerin bir an önce yürürlüğe girmesi gerekmektedir.
Ayrıca mevcut deprem riskini bertaraf etmek için yapılması gereken ve Deprem Şurası’nda da belirtilen yasal düzenlemelerin henüz tamamlanmadığı 7 yılda sadece deprem yönetmeliği değiştirilerek güçlendirmeye dair mevzuatın da 2007 yılında yürürlüğe girmesi sağlanmıştır.Bu süre içerisinde imar mevzuatı ile yapı denetim mevzuatının tüm ülkede yürürlüğe girmesi ve revizyonuna dönük çalışmalar da ne yazık ki sonuçlandırılamamıştır.
17 Ağustos depremi ile gündeme gelen ve 10 Nisan 2000 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararı ile çıkarılan 595 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve daha sonra 29.06.2001 tarihinde TBMM’ce kabul edilen ve 13.08.2001 tarihinde yürürlüğe giren 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun ,uygulama yönetmeliği ve Bakanlık genelgeleri ile mevzuatı oluşturulan yapı denetimi sisteminin uygulamalarının da 6 yılını geride bırakmış bulunmaktayız.
Bu süre içerisinde inşa edilen yapılar (kamu yapıları hariç) yapı denetim kuruluşları tarafından denetlenmiş, 4708 sayılı Yasanın hatta daha önceki 595 sayılı KHK’nın yürürlüğe girmesinden itibaren inşaat sektöründe dikkat çekici önemli gelişmeler yaşanmıştır. Yapının inşasında sorumlu olan ancak sistem tarafından fonksiyonsuz hale getirilen Teknik Uygulama Sorumlusu Mimar ve Mühendisler görev yapamaz durumdan kurtulmuş, mesleki bilgilerini deneyimleri ile birleştirerek tatbik etme imkanına kavuşmuşlardır.2000 yılına kadar önem arz eden yapıların dışında hemen hemen hiçbir yapının inşası esnasında malzeme özellikleri kontrolleri,test ve deneyler yapılmamıştır. Afetlerde yıkılan binlerce bina da kullanılan malzemeler üzerinde yapılan deneyler sonucunda elde edilen değerler olması gerekenin yaklaşık üçte biri mertebesindedir. İşçilik kalitesi ise yok denecek gibidir.
Yapı denetim mevzuatının yürürlüğe girmesi ile yapıların inşasında görev yapan Yapı Denetim Kuruluşları başta beton olmak üzere tüm malzemelerin öngörülen standartlara uygunluğunu Yetkili Laboratuvarlar vasıtasıyla denetlemekte, yapının inşası meslek alanına göre sorumlu teknik elemanlar gözetiminde gerçekleşmekte projelerin bire bir tatbiki sağlanmaktadır.Artık sevinmek mi lazım bilmiyoruz ama malzemeci veya yapıyı inşa edecek usta yapı denetim kuruluşunun görevli olup olmadığını sormakta buna göre fiyatlandırma yapmaktadır.Bizim ,sektörde bugün itibari ile şöyle bir iddiamız olacaktır Deprem konusunda yürürlükte bulunan mevzuata uygun olarak projelendirilmiş bir yapı, yapı denetim kuruluşunun denetimi altında inşa edilmiş ise olası depremlerde göçmesi mümkün değildir. Dolayısı ile sektörde sadece taşıyıcı sistem bakımından ciddi bir kalite artışı sağlanmıştır.Ayrıca kamuoyunda yapı denetim şu an sadece yapıların depreme karşı kontrolü olarak algılanmaktadır. Oysa yapı denetim kuruluşları yapının inşa edildiği arsaya aplikasyonundan yapının boya, badana işlerine kadar sorumludur. Nitekim yapı denetim sistemi içerisinde inşa edilen yapılarda ısı ve su yalıtımı yapılması sağlanmış bu sayede konforlu yapı üretimi gerçekleştirilmektedir. Bu değişiklik sayesinde en az afetlerin maddi hasarlarına yakın enerji tasarrufu sağlanmıştır.
Sektördeki en önemli değişiklik küçük birikimleri ile yap-sat sisteminde yapı inşa eden kat üstüne dilediği gibi kat çıkan sıvasız boyasız binaların yapımını sağlayan çarpık kentleşmenin asıl müellifi müteahhitlerin (!) mağduriyetidir. Onlara göre yapı denetim kuruluşları çok para almakta bu sebeple yapı maliyetleri artmaktadır. Ancak şunu hiçbir zaman ifade etmeyeceklerdir Yapı denetim kuruluşları sayesinde işçilikten ve malzemeden çalma dönemi bitmiştir artık olayın yasal sorumluları iş başındadır. Sistemin sektördeki çarpıcı değişikliği mevzuatın yürürlükte olduğu illerde meydana gelecek depremde açıkça görülecektir
Ancak gelinen noktada ülkemizde kaliteli ve güvenli yapıların inşasını temin etmek amacıyla oluşturulan yapı denetim sisteminin yapı denetim kuruluşu çalışanlarından başka savunucusu, destekleyicisi neredeyse kalmamıştır. Süreç içerisinde yasama organı tarafından yapılan iki değişiklikle önce 200 m2 altındaki yapılar,daha sonra da tescilli eski eser yapılar yapı denetimi sistemi dışına çıkarılmıştır. Gerekçe olarak da yapı denetim kuruluşuna ödenen hizmet bedelinin fazlalığı ve inşaat maliyetine getirdiği yük gösterilmektedir. Oysa yapı denetimi dışında bırakılan yapılar 3194 sayılı imar kanunu hükümlerine fenni mesuliyeti (TUS) meslek mensuplarınca (en az 4 kişi ) üstlenilmesi gerekir. Bu kişilere ödenmesi gerekecek bedel yapı denetim hizmet bedelinin çok üstündedir. O zaman niye bu tür yapılar yapı denetimi dışına alınmıştır. Nedeni çok açık daha önce de bahsettiğimiz gibi bedeli ödenmeyen veya cuz’i olarak ödenen sorumlulukların gereğini yerine getirmemekte, yapılar denetimsiz olarak inşa edilmektedir. Ne gariptir ki bu durumdan da vatandaş memnundur. Ama aynı vatandaş deprem sonrasında nerede devlet diye bağırarak devleti göreve davet etmektedir.
Devlet büyük bir cesaretle yaptığı radikal değişikliğin de arkasında durup, yapı denetim sistemini daha ileri götürmek yerine sistemde zafiyet yaratacak değişiklikleri yürürlüğe koymaktadır. Ancak bu tavrın ülkenin ve vatandaşların hayrına olmadığı ileriki zamanlarda görülecek ama iş işten geçmiş olacak ah ile vah ile olay geçiştirilecektir.
Yapı denetim kuruluşları birliği olarak yürürlükteki yapı denetim mevzuatı acilen revize edilerek ;
o Kanunun 19 pilot ildeki uygulaması tüm Türkiye sathına yayılmalıdır.
o Yapı denetim kuruluşlarının il bazında inşa edilen yapı alanları dikkate alınarak sayıları sınırlandırılmalıdır.
o Mühendis ve mimarlara ‘‘Denetçi’’ belgeleri bilgi, beceri, tecrübe ve sınav kriterleri göz önüne alınarak verilmelidir.
o Müteahhidin şantiye şefinin, yerel yönetimlerin (ilgili idarelerin), Meslek Odaları ve Bakanlığın ilgili birimlerinin, yapı denetimi üst ve alt komisyonlarının ve proje müelliflerinin de, ‘‘Denetçi’’ mühendis ve mimarlar ile donatılması zaruri olmalı, yetki ve sorumlulukları belirlenmelidir.
o Yapı denetimi kuruluşları asgari ücret tarifesi, kanunda yazılı sorumlulukların ve ayrıntılı denetim sisteminin gerektirdiği minimum personel giderlerini karşılayacak düzeye çıkarılmalıdır.
o Asgari ücret tarifesi, küçük yapı maliyetlerinde yüksek oranlarda, büyük yapı maliyetlerinde, nispeten daha düşük oranlarda ve her halde % 3 ilâ % 8 arasında değişen oranlarda düzenlenmelidir.
o Yapı Denetim Kuruluşlarının mesleki sorumluluk sigorta kapsamına alınarak poliçelerinin primleri, denetim ücretinin dışında, Yapı Sahibi tarafından Yapı Denetim Kuruluşuna ayrıca ödenmesi sağlanmalıdır..
o Bakanlık’ta oluşturulan bir adet Yapı Denetim Komisyonu yeterli değildir. Her ilde ve gerektiğinde her ilçede bir Yapı Denetim Komisyonu kurulabilmelidir.
o Yapı Denetim Kuruluşları Birliğinin yasal statüye sahip olması sağlanarak sektördeki otokontrol mekanizması kurularak yanlış uygulamaların önü kapatılmalıdır.
o Yerel yönetimlerin yasayı anlayış farkından kaynaklanan ve yapı denetim sisteminin işlerliği ile etkinliğini azaltan geciktirici bürokratik engeller kaldırılmalıdır.Sadece özel sektör binaları değil, tüm kamu binalarının proje ve inşaatları da Yapı Denetim Kanunu kapsamına alınmalıdır.
o Ayrıca yapı müteahhitliğini kimlerin yapabileceği bunlara ilişkin usul ve esaslar belirlenmeli dileyen herkesin bu işi yapmasının önü kapatılmalıdır.
Aksi halde bugün yaşanılan sorunlar giderek daha da artacak, meslektaşlarımızın verdiği onur mücadelesi sonuçsuz kalacaktır. Sektörün ve meslektaşlarımızın içinde bulunduğu durum Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından acil olarak değerlendirilmeli ve gereği yapılmalıdır. Tüm uyarılara rağmen inşa ettiği yapıda aykırılıkların olmasını normal karşılayan aykırı yaptığı işin rantından nemalanan müteahhitlere hiçbir ceza verilmeden sadece burada görev yapan yetkisi olmayan ancak sorumlu olan yapı denetim kuruluşlarının kapatılarak, mimar ve mühendislerine yasak koyarak ve savcılıklarda, mahkeme koridorlarında süründürerek sistemin düzeltilemeyeceği aksine daha da kötüye gideceği Bakanlıkça anlaşılmalıdır. Mevcut şartlar içerisinde denetim yapma imkanı daha da ağırlaşmakta olduğu görülerek gerekli düzenlemeler acil olarak yapılmalı, yapı denetim kuruluşlarının kurumsallaşmasının önü açılmalı, sayı sınırlandırılmalı, nitelik ve nicelikler yeniden belirlenmelidir. Eğer bunlar yapılmayarak yapı denetimde mevcut yapının devamı öngörülüyorsa o zaman acilen yapı denetim yasası yürürlükten kaldırılarak üzerimizdeki yetkisiz sorumluluk alınarak gereği yapılmalıdır.
Sahip olduğu taşınmazları %2-3 komisyon ödeyerek veya ödeterek satan kamu kurum ve kuruluşlarına tepki göstermeyen, kendisi Konut veya işyeri alırken emlakçılara %3 komisyonu ödeyen vatandaşlarımız, yapı denetim kuruluşlarına ödedikleri %3 (ki pazarlıklarla %1’e kadar düşmüş durumda) hizmet bedeli karşılığında aldıkları hizmeti ve verdikleri 15 yıllık sorumluluğu göz ardı ederek sisteme karşı duruş sergilenmesi, adeta denetim istenmemesini,depremlerde ortaya çıkacak kayıplara adeta davetiye çıkarılmasını 21.yüzyılda AB üyeliğine aday bir ülkede anlamakta güçlük çekiyoruz.
Dilek ve temennimiz çağdaş ülke olmanın gereği olan kurallara bağlı olarak yaşama kültürünün ülkemizde de egemen olmasını, 7.yılını andığımız 17 Ağustos felaketinin tekrar yaşanmamasını sağlamaktır.
Bizler Yapı Denetim Kuruluşları Birliği ve yapı denetim sisteminin unsurları olan mimar ve mühendisler olarak yapılacak her türlü çalışmalarda üzerimize düşen sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirme gayreti içerisinde olduğumuzun bilinmesini isteriz.